.
.
.
Öfkemi nereye kusayım, dediğinde
Kusma, dedim.
Yorulmuştum ve sıkılmıştım aslında. Dünyayı tek başına değiştiremezdin. Tek başına hiçbir şeye yetemezdin. Anlatamıyordum. Ne zaman konuşmaya başlasak, sen hep kedilerden bahsediyordun. Sonra düşlerin… Bir suskunun gölgelediği bakışların… Ruhunu yitirmiş şehirlerin özlediği denizler gibiydi sözcükler. İçki sofrasında avutuyorduk sıradanlığı. İkimiz de biliyorduk; sadece filmlerde, şiirlerde ya da fotoğraflarda vardı o yaşam.
Ve ben hiç anlatamıyordum.
Sen sadece fotoğraflara inanıyordun…
Bir de kedilere…
Gerçek mi, boş versene, hangi gerçek, dediğinde
Böyle yaşayamazsın, dedim.
Oysa sen de yorgundun, sen de sıkılmıştın. Biliyorum…
Fotoğraflar kadrajın içini değil dışını gösterir, dediğinde
Bir kadraja bir dünyayı sığdıramazsın, dedim.
Dünyayı kadrajlar değil –yapamazsın-lar sınırlar, dediğinde
Bir şey söylemedim. Söyleyemedim. Dünyanın bütün sözcükleri boğazımda kaldı. Sen hâlâ konuşuyordun. Masada bir fotoğraf duruyordu: Bir kadın ve bir kedi…
Sadece bir fotoğraf…
Hepsi bu…
*Başlık Birol Üzmez’e aittir.







