.
Teknik
Fotoğrafın tanıtım, belge, kanıt, anı, haber vb. olarak görsel gerçekliğin en sadık sabitleyicisi olduğunu düşünsek de teknik özelliklerinden kaynaklı olarak, kendine özgü dili ile nesnel gerçekliği deforme ederiz. Diyaframa ve odak uzaklığına dayalı; alan derinliği, ışığa dayalı; beyaz ayarı, enstantane açıklığı, gölgeler, patlamalar, ASA, markaya dayalı; gren-piksel büyüklüğü, iki boyuta inen üç boyutluluk, rengi siyah/beyaza dönüştürmek... Üzerine düşünüldükçe çoğaltılabilecek bu özellikler, aynı zamanda fotoğrafın teknik/estetik durumunun da belirleyicileridir.
Bir doğa manzarası karşısındaki hayranlığımızın geliştiği anla deklanşöre dokunuşumuza kadar geçen kısa süreçte, fotoğraf tekniğinin belleğimizdeki yer etmiş bu özelliklerini değerlendirerek yaptığımız müdahaleler ile görsel gerçekliği farklılaştırıp, kendi süzgecimizden geçirdiğimiz fotoğraf diline dönüştürerek, deforme yeni bir görüntüye dönüştürürüz.
Fotoğrafa bu açıdan baktığımızda, bilgi ve deneyime dayalı olarak, görüntünün başkalaştığı noktaları değerlendirerek, fotoğraf yolu ile soyut görüntü açığa çıkarma aşamasına gelebiliriz.
Örneğin, alan derinliğinin kısıtlı olduğu noktalardaki flulukta meydana gelen dokusuz renk düzlemleri, düşük enstantanede görüntü akışıyla ortaya çıkan dinamik ve keskin biçimler, gren-piksellerden kaynaklı küçük parçaların bir araya gelişiyle dokunun ortadan kaldırılışı, sert ya da yumuşak ışıkla oluşan gölgeler, aydınlıklar, siyah/beyaza dönüştürüldüğünde görünürlüğü artan renk ve ışığa dayalı ton dağılımlar vb...
Teknik açıdan fotoğrafla soyut görüntü oluşturmak, görüldüğü üzere kolay bir aşamadır. Ancak soyutlaşmış her görüntü, sanat başlığında değerlendirilebilir mi?








