Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player





04.JPG

f: Fotoğraf: Ali Öz - Vehbi KOÇ’un cenazesi

Basın Fotoğrafçılığı

ALi ÖZ:
“Fotoğraf somuttur;
yalansız dolansız, doğrudan bir
anlatım dilidir.”

Onu en çok mitinglerde görüyoruz. Türkiye’nin neresinde olursa olsun, gündemehangi olay düşse o orada. Fotoğrafçılık serüveni 1982’de başlamış. Fotoğraf onun için sadece bir araç; insana ulaşmak, insanın yanında olmak ve insanı anlatmak için. Neredeyse otuz yıldır, Türkiye’nin en uzun ömürlü fotoğraf projelerinden birini sürdürüyor: Türkiye’nin politik belgeseli. Kurban pazarlarından, sahne ve dans fotoğraflarına, Cumartesi annelerinden İstanbul Festivali’ne, ele aldığı konuların peşini yıllarca bırakmıyor. Dosya konumuz Basın Fotoğrafçılığı. Ali Öz’süz olur mu? Milyon kareye ulaşan arşivindeki görsel tarihimizin kitaplaşması dileği ile…
ve Ali Öz…

Basın fotoğrafçılığına dair bir şeyler söylemek için kendi hikayemi anlatmalıyım size, otuz yıllık meslek hayatımı. Ben fotoğrafla ilk tanıştığımda Vietnam savaşındaki fotoğraf, Nepal bombasının önünden kaçan kız çocuğu fotoğrafı, beni çok etkilemişti. O günlerde fotoğrafı şöyle tanımlamıştım: fotoğraf somuttur; yalansız dolansız, doğrudan bir anlatım dilidir. Bugün hala bunun arkasında durmaya çalışıyorum. Ama bugün gelinen noktada “dijital kirlilik” dediğimiz kirliliği yaşıyoruz. Irak Savaşı’nı yaşadık. Yüzbinlerce görüntü geldi, geçti. Ama aklımızda pek bir şey kalmadı. Şimdi Libya savaşı oluyor. Anında, canlı fotoğraflar izliyoruz. Bu kadar çok görüntü karşısında, fotoğrafın
etkileme gücünün azaldığını düşünüyorum.

Eskiden bindiğimiz uçak kaçırıldığı vakit, o haberi biz yapacağımız için neredeyse sevinirdik. Şimdi uçak kaçırılıyor, aynı anda yolcular 3G ile canlı yayın yapabiliyor.
Böyle bir dönüşüm var. Bu anlamda benim kafam karışık. Fotoğraf tıkandı mı, bitti mi, nereye gidiyor, bunların cevabını ben de bulamıyorum açıkçası.

Ben fotoğrafı çekerim, sunarım; insanlardan kamusal alanda aldığım tepki benim için iyi fotoğrafı belirleyen şeydir. Ben 78 kuşağının insanıyım. Belirli bir politik bilinçten geldim, yani foto muhabirliğine başlarken zaten politi bilincim vardı. Daha ilk günden fotoğrafın gücüne
çok inanmıştım. Fotoğrafı ben, sadece bir araç olarak kullandım: İnsanlık adına bir iş yapmak; kamunun sesi, gözü kulağı olmak ve insana dair sorunların çözülmesi için. Bu
durum, başladığım günden bugüne kadar değişmedi.

Bir gün, 80 dönemi, ihtilal olduktan sonraydı. Bir dost meclisinde dedim ki: “Yeni bir makine aldım”. Markasını sordular. “Pentax ME modeli” dedim. “Abi öyle bir silah
var mı?” dediler. Dedim ki: “Bu silah öldürmüyor; ama hayatı savunmak için, insanı savunmak için kullanılıyor”. Daha etkili bir silah olduğunu söylemiştim.

05.JPG

İyi Bir Foto Muhabirinin Özellikleri

Meslek yaşamım boyunca insancıl, insandan ve emekten yana, iyiden ve doğrudan yana, savaşa karşı bir bakış açısını korumaya çalıştım. Haksıza karşı haklıdan yana oldum. Bu anlamda elbette, fotoğraflarımda ben bir tarafım. Ama gerçeği de mümkün olduğu kadar nesnel anlatmaya çalışıyorum; değiştirmeden, çarpıtmadan. İzleyiciyi yanıltmadan olayı vermek istiyorum. Fotoğraflarımdaki somut ve yalın anlatım nedeniyle, okuması yazması olmayan insan da, entelektüel insan da hemen hemen aynı
etkiyi alabilir.

Bana soruyorlar: “Niye savaş fotoğrafı çekiyorsun?”. Çünkü savaş var ve birileri çekmek zorunda. Savaşa karşı durabilmek için savaş fotoğraflarının çekilmesi lazım. Ama bunu yaparken hiçbir zaman slogan atmadım, slogancı bir anlayışı asla benimsemedim. Yani iyi fotoğraf için birilerini feda etmedim. İyi fotoğraf için çok çalıştım, çok çabaladım. Hiçbir zaman para ve rekabet duygusu ile fotoğraf çekmedim. Fotoğrafın o insancıl yanını hep içimde benimsedim.

Ben eylemci miyim, fotoğrafçı mıyım? Ben fotoğrafçıyım. Ben olayları belgelemekle yükümlüyüm. Bu konuda, Mandela döneminde çalışmalar yapan Güney Afrikalı siyah
bir fotoğrafçının yaklaşımını kendime yakın bulurum. Bir beyazı zenciler dövüyormuş. Fotoğrafçı aslında zenci ve zenci taraftarı. Demiş ki; “Ben şimdi bunu çekmeli miyim,
çekmemeli miyim?” Çekmiş.

Basın fotoğrafçısı, kamusal alanda toplum adına bir iş yapan adamdır. O nedenle toplumun gözü kulağı olmak durumundadır. Foto muhabiri olarak bizler, insanlık adına bir iş yapıyoruz ve insanların görmediği, duymadığı, haberdar olmadığı konularda, onları biz haberdar etmiş oluyoruz. Bunu yaparken tabii bazı evrensel kriterler, gazeteciliğin kuralları var: kamusal sorumluluk, insani sorumluluklar gibi. Bunları unutmadan çalışmamız gerekiyor.

1990 yılıydı. Güneş Gazetesi yayın yönetmeni Metin Münir bize foto muhabirliğinin kurallarını içeren bir kitapçık dağıtmıştı. Örneğin, çay ısmarlar gibi fotoğrafçı ısmarlanmaz. “Ya, şurada bir olay var; git, çek” denmez. Olaya göre fotoğrafçı tasnifi diye bir tasnif vardı o dönemde. Kimisi sahne fotoğrafını, kimisi olay fotoğrafını, kimisi röportaj fotoğrafını daha iyi çeker.

Benimsediğim başka bir kural şudur: Foto muhabiri herkesin gördüğünü değil, görmediğini göstermelidir. Güneş’te çalıştığım dönemde basın toplantılarına büyük fotoğrafçılar gitmek istemezdi. Ben giderdim. Çünkü en sıradan anlardan bile çok ilginç fotoğraflar çıkabilir. İyi fotoğraf çekmek için uzaklara gitmeye gerek yok. Yakınımızda her zaman iyi bir fotoğraf vardır. Bakmasını bilmek lazım.

Basın fotoğrafçısı kapıdan kovulursa, bacadan girer. Haber neredeyse orada olacaksın, onu fotoğraflayacaksın.

Basın fotoğrafçılığında eğitim ve deneyim önemli. Ama sevmek ve inanmak çok daha önemli. Eğitim kısa süreçli bir olay değildir. Otuz yıldır haber fotoğrafı çekiyorum, otuz yıldır da İstanbul Film Festivali’ni izliyorum. Sinema, tiyatro, dans çekiyorum. Herbiri benim için bir eğitim aynı zamanda. Benim hâlâ enstantane ve ölçüm yoktur. Her an değişken ölçüyü uygulayan bir insanım. Her an deneyen, her an yeni bir şeyin heyecanını duyan ve yaşayan bir insanım. Örneğin, “ağaç kadın” fotoğrafım bir çok açıdan çok önemsediğim bir fotoğraftır. Öncelikle o fotoğraf bir haber fotoğrafıdır. Bir hikayeyi anlatmak konusunda önemli bir fotoğraftır. Aynı zamanda sanatsal bir fotoğraftır, estetik yanı güçlüdür. İyi bir foto muhabirinin nasıl olması gerektiğini anlatan bir fotoğraftır. Kalabalık bir foto muhabiri arkadaş grubu ile bir davet üzerine GAP gezisine gitmiştik. Fotoğrafı Şanlıurfa Balıklı Göl’de çektim. Bir anda karşıma çıkan bir fotoğraf o. İyi fotoğrafın ne zaman karşımıza çıkacağı belli olmaz. Ben bu yüzden, çoğu insan bunu yadırgıyor, tuvalete giderken bile makinemi yanımda taşıyorum.

Foto Muhabirinin Özlük Hakları

.
Nokta, Aktüel, Tempo, Güneş, Milliyet gibi basın sektöründeki büyük yayın organlarının tamamında çalıştım.

Yirmibeş yıllık süreç içerisinde çektiğim fotoğraflara neredeyse hiç sansür uygulanmadı. Uygulatmıyordum çünkü. Ben fotoğrafı, gazeteciliğin temel bir aracı olarak ve kendi istediğim alanda kullandım. Çalıştığım bütün yayın organlarında, gazetecinin ve foto muhabirinin özlük hakları için savaştım. İmza hakları, sendikalaşması, daha iyi ücret alması için çalıştım. Bizim medya ve basın organlarında foto muhabirleri ezilen, horlanan, ikinci, üçüncü sınıf görülen, hatta mesleğin zencileri diye tanımlanan bir gruptur. Gazetecinin yaptığı iş ne kadar önemli ise, bizim yaptığımız iş de o kadar önemliydi. Yıllarca bunun savaşını verdim. Foto muhabiri olarak çok önemli bir iş yapıyoruz; ama işimizin arkasında durmayı beceremedik. Bu konuda meslektaşlarımı ciddi anlamda eleştiriyorum. Mesleklerine sahip çıkmadıkları için mesleğin zencileri olmaktan kurtulamadık maalesef.

Fotoğrafın Etkileme Gücü

.

Fotoğraf dünyayı değiştiremez; ama bir etkileme gücü var. Bizim ülkemizde maalesef geçmişe dönük fotoğraflar arşivlenmediği, kitaplaştırılmadığı için hafızası olmayan bir toplum yaratılıyor. Örneğin, bu ülkede deprem gibi bir deneyimin bir fotoğraf albümü yok. Gelişmiş ülkelerde ne oluyor? Kasırga oluyor, deprem oluyor; hemen anında onun kitapları basılıyor. Niye? İnsanlar o fotoğraflarla, o kitaplarla ders alsınlar, eski hataları yapmasınlar, daha tedbirli olsunlar diye. Geçmişe dönüp bakın; 50-60 döneminin bir fotoğraf arşivi yok; 70 kuşağının yok; 68 kuşağının birkaç tane fotoğrafı var. 78 kuşağının derli toplu, bütün olayların anlatıldığı yansız bir fotoğraf albümü yok. Ben fotoğraf sayesinde inanılmaz zengin bir hayat yaşadım. Çok sayıda ülke gezdim. Türkiye’de ayak basmadığım yer kalmadı. Çok sayıda insan tanıdım. Foto muhabiri olmak, hele de bizim ülkemizde, zorluklarla dolu bir süreç. Ama otuz yıl öncesine dönsem ve bana sorsalar ne olmak isterdin diye, yine foto muhabiri olurdum.

.

GÜLÜMSER İŞÇELEBİ:
“Fotoğrafa gönül vermeyen hiç kimse, bu görevi gereğince yerine getiremez.”

.

Dosya konumuz için konuklarımızı ararken farkettik ki, ne kadar az kadın foto muhabirimiz varmış. Geçmişte de, bugün de, isimlerini parmakla sayabileceğimiz kadar az sayıdalar. Onlardan birinin kapısını çaldık: Gülümser İşçelebi. Fotoğrafa 1984 yılında AFSAD’da başlamış. 1987 ile 1999 yılları arasında, yaklaşık oniki yıl, az sayıdaki kadın foto muhabirimizden biri olarak basın fotoğrafçılığı tarihimize ismini yazdırmış. Bu süreçte, başta Şinasi Barutçu Kupası olmak üzere birçok ödül almış. Basın fotoğrafçılığının yanısıra, Bodrum Cup’ı yirmi yıldır takip eden İşçelebi’nin, Bale fotoğraflarının yer aldığı “Uçarcasına” isimli bir de albümü var. Gülümser Hanım bugün Adana’da yaşıyor. Fotoğraf tutkusu hiç eksilmemiş, hala kişisel olarak fotoğraf çalışmalarını sürdürüyor.

.

06.JPG
Öğrenci_gösterilerinde_polis.jpg

 Foto muhabirliği mesleğine ne zaman başladınız? Bu mesleği tercih etme sebeplerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Foto muhabirliğine 1987 yılında Hürriyet grubundan TEMPO dergisinde başladım… Basında çalışma fikri benim için çok cazipti… Çok sevdiğim fotoğrafla içiçe olacaktım… Üstelik basın fotoğrafı… Sıcak yaşanan anları fotoğraflayacaktım ve bu fotoğrafların belgesel değeri de olacaktı… Hangi gazete ve dergilerde çalıştınız? Yaptığınız çalışmaları
kısaca anlatabilir misiniz? Hürriyet Dergi grubunda dokuz yıl, Radikal Gazetesinde üç yıl çalıştım. Yıllar içerisinde yaptığım çalışmalarla çok değişik tarzda fotoğraflara imza attım… Bunların bir bölümü güncel haber değeri taşırken, diğer taraftan bale fotoğraflarından bir kitap oluşturdum… Bodrum Yat yarışlarını yirmi yıldır sürekli izliyorum… Ayrıca, topluma mal olmuş insanların cenaze törenlerini fotoğrafladım… 90’lı yılların ikinci yarısında gündemi uzun süre işgal eden CUMA olayları ve Cumartesi annelerinin fotoğrafları, o günleri anlatacak belgesel değerlere sahip… TEMPO dergisinde imza attığım fotoröportaj günlerini mutlulukla anıyorum.

.

Hangi gazete ve dergilerde çalıştınız? Yaptığınız çalışmaları kısaca anlatabilir misiniz?

Hürriyet Dergi grubunda dokuz yıl, Radikal Gazetesinde üç yıl çalıştım. Yıllar içerisinde yaptığım çalışmalarla çok değişik tarzda fotoğraflara imza attım… Bunların bir bölümü güncel haber değeri taşırken, diğer taraftan bale fotoğraflarından bir kitap oluşturdum… Bodrum Yat yarışlarını yirmi yıldır sürekli izliyorum… Ayrıca, topluma mal olmuş insanların cenaze törenlerini fotoğrafladım… 90’lı yılların ikinci yarısında gündemi uzun süre işgal eden CUMA olayları ve Cumartesi annelerinin fotoğrafları, o günleri anlatacak belgesel değerlere sahip… TEMPO dergisinde imza attığım fotoröportaj günlerini mutlulukla anıyorum. 

.

Kaç yıl foto muhabirliği yaptınız? Ne zaman bıraktınız? Neden? 

12 yıl foto muhabirliği yaptım. 1999 yılında oğlumun doğumu ile birlikte bırakmak zorunda kaldım.

.

Basın fotoğrafçılığı alanında erkeklerin ismini daha çok görüyoruz; bu bir erkek mesleği mi sizce? Türkiye’de bir kadın olarak foto muhabirliği yapmak nasıldı? Karşılaştığınız zorluklardan bahseder misiniz?

Fotoğrafa gönül vermeyen hiç kimse, bu görevi gereğince yerine getiremez. Ağır şartlar nedeniyle, işverenler daha çok erkekleri tercih ediyorlar… Ben çalıştığım yıllarda kadın olmanın zorluğunu görmedim, aksine avantajlarını yaşadım… Erkeklerin giremedikleri yerlere kolaylıkla girebiliyordum… Fotoröportajlarımda yapacağım çekimle ilgili daha kolay iletişim kurabiliyordum. O yıllarda fotoğrafladığım pek çok kişi için, karşılarında kadın foto muhabiri görmek şaşırtıcı idi… Yöneticilerimin beni zor ve tehlikeli olaylardan sakındıklarını fark ettiğimde, bir kadın foto muhabiri olarak pek çok şeyi yapabileceğimi kanıtlamaya çalıştım. Foto muhabirliğinde kadın sayısı o zaman çok azdı… Bugün eskisinden ne kadar farklı derseniz, çok farklı olmadığı düşüncesindeyim…

Bir kadının foto muhabirliği yapmasının zor yanları da vardı. Çalıştığım dönemde fotoğraf çekmek için donanıma sahip olmak zordu, ama onları taşımak daha da zordu… Bugün fotoğraf çekmek ve bunları paylaşmak hem daha kolay, hem de ucuz… Dijital teknoloji hem fotoğraf çekmeyi, hem de paylaşmayı farklılaştırdı… Bugünü anlamak için değişimi iyi kavramak gerekiyor. 

Size bu mesleği sevdiren nedenlerden bahsedebilir misiniz?

Zamandan bazı anları kendi yaşantıma katmak ve bu görüntüleri basılı olarak paylaşmak benim için çok keyifli idi… Foto muhabirliğinde her seferinde en iyi görüntüyü almak için kendimle yarıştım… Bu çok farklı bir duygu…  Özellikle basında, kısıtlı zamanda en iyi fotoğrafı çekmek durumundasınız… Günde beş farklı işe gittiğimi hatırlarım… Örneğin, bir çalışma günümde; sabah bir sanatçının fotoğrafını çekmek için Nişantaşı’nda, öğle vakti CUMA olaylarını belgelemek için BEYAZIT Camisinin avlusunda, akşam lüks bir otelde kokteylde bulunduğum, arkasından gece bir konserde fotoğraf çektiğim olmuştur… Çok yorulsam da, bu hareketlilik içinde çalışmak bana her zaman cazip geldi. Ayrıca, fotoğrafın peşinden dağlarından, denizlerine kadar bütün Türkiye’yi dolaştığım gibi, zaman zaman dünyanın değişik yerlerinde fotoğraf çekme şansım da oldu…     

Sizin foto muhabiri olduğunuz dönemdeki basın ile bugünün basını arasında çok fark var sanırım. Sizin gibi hem kadın hem de foto muhabirliği yapmış bir isim bulmakta oldukça zorlandık, örneğin. İki dönemi karşılaştırabilir misiniz? Bugün sizce neden kadın foto muhabiri sayısı az?

Şimdi, foto muhabirliğinden oniki yıldır uzağım… Dışarıdan bakarak bir şeyler söyleyebilirim; ama, bugün hala fotoğrafın basın için çok özel bir iş olduğu düşüncesindeyim… Basının kendi problemleri ve değişimi de çok önemli… Fotoğrafın kullanımı, sayfada kapladığı  alan. Son on yılda,görüntü kullanımı gerek fotoğraf gerekse video paylaşımı şeklinde, her geçen yıl inanılmaz biçimde arttı. Günde iki milyar video seyredilen, YOUTUBE benzeri mecraların varoluşları son on yıl içerisinde gerçekleşti… Görüntünün tarihi incelendiğinde son yıllardaki değişim aslında baş döndürücü… Ortalama bir cep telefonuyla, artık çok kaliteli fotoğraf makineleri her yere taşınabilir bir formata girdi… Çok basit bir hesapla, fotoğraf üretimi son on yılda değil binler, milyonlarca kere arttı… Bu bağlamda, fotoğraf üretimi kitleselleşti… Artık fotoğraf çeken kadın ya da erkek yadırganmıyor. Fotoğraf günlük yaşantımızın bir parçası oldu… Aynı zamanda da, fotoğraf çekenlerin onları yayınlamak için bir yayın kuruluşuna ihtiyacı kalmadı… Paylaşım sitelerinde pek çok insana aynı anda ulaşmak mümkün duruma geldi… Fotoğraf çeken o kadar insan içerisinde pek çok kadına rastlamak olası; ancak, belki de eskiden olduğu gibi çok özel değil bu durum… Basın kuruluşlarında çalışan ve çok güzel fotoğraflar üreten genç nesil içinde pek çok kadın olmasına karşın, yazılı basının kendi iç sorunlarından dolayı bunları göremiyoruz… Bunların en önemlisi imza. Bir diğeri ise, basın kuruluşlarının bünyesinde uzun süreli çalışan barındırmaması… Çalışanların sürekli sirkülasyonu sözkonusu. Bundan foto muhabirleri de etkileniyor… Basında bilinen imzaların dışında çalışma koşulları çok, ama çok zordu… Bugün de durum çok farklı değil.  

Size bu mesleği sevdiren nedenlerden bahsedebilir misiniz?

Zamandan bazı anları kendi yaşantıma katmak ve bu görüntüleri basılı olarak paylaşmak benim için çok keyifli idi… Foto muhabirliğinde her seferinde en iyi görüntüyü almak için kendimle yarıştım… Bu çok farklı bir duygu…  Özellikle basında, kısıtlı zamanda en iyi fotoğrafı çekmek durumundasınız… Günde beş farklı işe gittiğimi hatırlarım… Örneğin, bir çalışma günümde; sabah bir sanatçının fotoğrafını çekmek için Nişantaşı’nda, öğle vakti CUMA olaylarını belgelemek için BEYAZIT Camisinin avlusunda, akşam lüks bir otelde kokteylde bulunduğum, arkasından gece bir konserde fotoğraf çektiğim olmuştur… Çok yorulsam da, bu hareketlilik içinde çalışmak bana her zaman cazip geldi. Ayrıca, fotoğrafın peşinden dağlarından, denizlerine kadar bütün Türkiye’yi dolaştığım gibi, zaman zaman dünyanın değişik yerlerinde fotoğraf çekme şansım da oldu…     

Sizin foto muhabiri olduğunuz dönemdeki basın ile bugünün basını arasında çok fark var sanırım. Sizin gibi hem kadın hem de foto muhabirliği yapmış bir isim bulmakta oldukça zorlandık, örneğin. İki dönemi karşılaştırabilir misiniz? Bugün sizce neden kadın foto muhabiri sayısı az?

Şimdi, foto muhabirliğinden oniki yıldır uzağım… Dışarıdan bakarak bir şeyler söyleyebilirim; ama, bugün hala fotoğrafın basın için çok özel bir iş olduğu düşüncesindeyim… Basının kendi problemleri ve değişimi de çok önemli… Fotoğrafın kullanımı, sayfada kapladığı  alan. Son on yılda,görüntü kullanımı gerek fotoğraf gerekse video paylaşımı şeklinde, her geçen yıl inanılmaz biçimde arttı. Günde iki milyar video seyredilen, YOUTUBE benzeri mecraların varoluşları son on yıl içerisinde gerçekleşti… Görüntünün tarihi incelendiğinde son yıllardaki değişim aslında baş döndürücü… Ortalama bir cep telefonuyla, artık çok kaliteli fotoğraf makineleri her yere taşınabilir bir formata girdi… Çok basit bir hesapla, fotoğraf üretimi son on yılda değil binler, milyonlarca kere arttı… Bu bağlamda, fotoğraf üretimi kitleselleşti… Artık fotoğraf çeken kadın ya da erkek yadırganmıyor. Fotoğraf günlük yaşantımızın bir parçası oldu… Aynı zamanda da, fotoğraf çekenlerin onları yayınlamak için bir yayın kuruluşuna ihtiyacı kalmadı… Paylaşım sitelerinde pek çok insana aynı anda ulaşmak mümkün duruma geldi… Fotoğraf çeken o kadar insan içerisinde pek çok kadına rastlamak olası; ancak, belki de eskiden olduğu gibi çok özel değil bu durum… Basın kuruluşlarında çalışan ve çok güzel fotoğraflar üreten genç nesil içinde pek çok kadın olmasına karşın, yazılı basının kendi iç sorunlarından dolayı bunları göremiyoruz… Bunların en önemlisi imza. Bir diğeri ise, basın kuruluşlarının bünyesinde uzun süreli çalışan barındırmaması… Çalışanların sürekli sirkülasyonu sözkonusu. Bundan foto muhabirleri de etkileniyor… Basında bilinen imzaların dışında çalışma koşulları çok, ama çok zordu… Bugün de durum çok farklı değil.